Gezi Yorgunluğu

Gezi Yorgunluğu

“Çok yorgunum, patron. Hem de bir it gibi yorgun.” Yeşil Yol filminde John Coffey böyle tarif ediyordu çaresizliğini. Dev cüssesinin yanında dünyanın tüm kötülüklerini kendine dert edinmiş akılalmaz bir yorgunlugu vardı. Artık mucizelerini kullanmaktan ve iyiliği kovalamaktan yorulmuş dev bir çocuk rolunde, o bile yeniliyordu dünyanın karanlık yüzüne. Kaçmaya fırsatı da olmuştu aslında birçok kere. Ama sonunda yine ulaşacağı aynı mutlak vesayeti kabullenemezdi. Kabullenmedi.

Bir canlı için daha ne kadar şanslı bir başlangıç olabilirdi bilinmez. Mucizelere inanmak dışında onlara tanık olsanız dahi değiştiremeyeceğiniz çoğunluğun sürgün adaleti. Sizi ilk başta hırslandırıyor gibi görünebilir. Kişisel heveslerinizden en samimi olanlarıyla ortak bir amaca hizmet ediyor gibi de görünebilirsiniz. Ancak kuralları belirleyen çoğunlukçu yapıların esiri olmaya başladığınızda, yeteneklerinizden haberdar olmak için bile dilenmeniz gerekir.

Gezi direnişindeki hallerden en belirgin olanı da buna benzer bir yorgunluktu aslında. Evlerine, işlerine, borçlarına, dinlerine, renklerine sıkıştırılmış ve bundan it gibi yorulmus insanlar, nereye koşuşturduklarını bilmedikleri koca bir alışveriş tutsaklığından sadece bir an olsun durdular. Ayrı ayrı dertlerinde, samimiyetlerinin sürekli sınanmasından bıktıklarını anımsadılar. Pek çoğu hala biçeme önem veriyor olabilirdi belki. Öyleydi de hatta. Ama toplumların öğrenmesinde geçerli çocuk saçmalığı. Ne zaman büyürdü bu topraklar. Ya da barikata karanlık çöktügünde herkes dağılır mıydı, siz yetişemeden. Ortada kalmış benliğiniz. Kime savaş açtığını bilmeden ve hatta savaşmaktan yana hiçbir deneyimi olmadığının bile farkında değilken, kazanabilir miydi hayatının en doğaçlama kavgasını? Sorgusuz sualsiz yeteneklerinden bahsedebilir miydi? Doğasının üreme sadakati için adanmış bedenlerine yakıştırabilir miydi gökkuşagının renklerini? Çarpım tablosundan yerini gösterebilir miydi haybeye gömülen yaşamların sayısını? Kimse bilemezdi.

Belki hala geçerli bir hikayeniz olmayabilir, bu türden bir yorgunluğun tanımına katabileceğiniz. Belki hala güzide toplumsal müdahale aracı biber gazının acısı boğazınızda duyulmamış olabilir. Can havliyle kaçarken gözünüzü açamasanız da yanınızda olup bitenleri tarif edebilecek ve kollayabilecek duygularınızı keşfetmemiş de olabilirsiniz. Ama kabullenmeyin. Tüm bunları bile bir küstahlık olarak görün ve kabullenmeyin. Doğanızın tüm sınırlı betimlemelerini reddedin ve kabullenmeyin. İnsanoğlunun tek reel mucizesini ancak bu şekilde gerçekleştirebilirsiniz. Değişebilirsiniz. Değiştirebilirsiniz.