Eylemsizliğin doğanızdaki algısıyla ilgili..

Eylemsizliğin doğanızdaki algısıyla ilgili..

Eylemsizliğin doğanızdaki algısıyla ilgili beklentilerinizin temelinde bulunan tüm duyularınızı unutun. Kabullenemeyeceğiniz tüm tepki ve alışkanlıklarınızdan vazgeçtiğinizi düşünün. Zamanın sürekli arkasından bakmak zorunda olduğunuz haliyle ilgili ne kadar şüpheniz varsa, şimdilik boşverin. Daha henüz çocukken kaybettiğiniz bir dünya gibi büyümek. Bir oyuncak gibi. Renklerinden anladığınız kadarıyla kusursuz gibi. Yenisine aldanıncaya kadar yalın gibi, sadece basit. Sadece o seferliğine tahmin edebileceğiniz bir bilmece gibi aslında paylaşmak. Akıntıya kapılmadan önce seyrine aldandığınız toplumsal bir ‘ahlak’ önermesindeki misyonunuzdan habersiz. Kaybolmak. Büyüdüğünüz sokakların zaten size benzeyen duvarlarında size benzeyen herkes gibi yok olmak.

Sonra en başından varlığını ispatlamak gibi. Duruyor olmanın. Kendin olmanın gereğidir bu. Ya da gerekliliği bilir kişilerce tespit edilmiş yapay bir bilinç altında çırpınmak da diyebiliriz. İyi ve kötü karıştırılmış ögünlerinizin derdine düşeceğiniz bir sürdürülebilirlik deneyinde buluyorsunuz kendinizi. Tahmini bir zamanlamayla güneşin doğuşunu hayal ediyorsunuz. Sonra gururunuzdan daha yükseklere uzanan binaların arasında çaresiz kalıyorsunuz. Farkedebildiğiniz kadarıyla da vazgeçiyorsunuz işte ışığın kaynağına olan inancınızdan. Ve sırf bu karanlığın içinden bile aydınlığına değer bir kimlik yaratmak için savaşmak fiili geliyorsa aklınıza sadece.

Kendinize yeni bir çocukluk yaşatmalısınız. En başından. En derinlerden. Hiç hayal edemediğiniz ve belki de edemeyeceğiniz gerçeklerden. Hiç hoşunuza gitmeyecek tarih literaturunden. Ve tekrar, tekrar öğrenmelisiniz gökyüzünü. Özgürlüğünüzü.