Siyaset akademisi üzerine..

Siyaset akademisi üzerine..

Siyaset akademisi üzerine her nesil için apayrı bahaneler bulmak mümkün. Geliştirilen yöntemlerin gerçeklik ve samimiyetten çok uzak kalmış içeriği ile ilgili tarihte en ufak eleştiriye rastlayamazsınız bu yüzden. Neler öğrendiğinize yönelik kaygıları bulunanlar da boyle bir kusuru göz ardı edebilecek kadar cesurdur aslında. Yani bayağılaşmış bir arayış içinde yerine oturtulamamış ya da kasıtlı olarak sağlanmamış müfredatların seçilmişleriyiz ve seçtiklerinizin korkuları için tüm fantezilerinizin ardında aksini kanıtlama güdüsü, her koşulda geç kalmanız için oldukça yeterli bir mazerettir.

Ancak, beceriksizliğiyle gurur duyar gibi kolay terkedilebilen kimlikler ve onların göreli adaleti söz konusu olduğunda, sistemli bir şekilde dahil edildiğiniz bu kurgunun sadece gözlemcisi olarak kalamayacağınızı farkedersiniz. Belki siz de artık değişim ya da değişimlerden bahsetmelisinizdir. Yeni hedef kitleleri ve zaafiyetleri üzerine düşünürsünüz. Daha da ileri giderek tarihe notlar düşmek ve bazılarının üzerini çizmek isteyebilirsiniz. İnandıklarınız ve inanmadıklarınız. Savunduklarınız ve karşı olduklarınız. Sıralayabileceğiniz benzer birçok sınıflandırma örneğinde olduğu gibi, değişimi ya da değişmesi gerekeni belirleyecek savunmalarınıza öznel şartlar bulursunuz. Ve sonra aynen şimdiki zaman için geçerli, sığ akılların keşfettiği iktisat, siyaset türevi bilimler ile açıkça yetersiz olduğunuz konularda yetki talep edersiniz.

Buraya kadar her şey normal (!). Yada aslında bu kadar basit, sıradan bir matematik edebiyatı yapmamaya da özen gosterebilirdiniz. Ve diğer milyonlarca aynı günün aksine, belki bu sefer kullanmadığınız yüzdelerini zorlayarak saf aklını ön planda tutmayı denemeli insanoglu. Kendini sıradışı ilan eden sorunlarıyla başetmeyi denemeden önce, tüm renklerden uzaklaşmalı ve baştan tanıyabileceği yeteneklerinden korkmamayı öğrenmeli.

İlk bakışta tutarsız ve aykırı dursa da, biraz ipucu. Bu zamana kadar ortalıkta dolaşan sözde onca devrim muhafızı, kardolaşmış emek avcıları ve akademik söyleşilerinde sıkça kullandıkları bayağı sihirbaz maskeleri. Hepsi birer kişilik hüsranı. Yani bir vazgeçiş. Yani unutamadıkları ve devam ettirdikleri koskoca bir yalan. Yani gelişimini sürekli suni gübrelerin kimyasında aramak zorunda kalmış, ama özgün ve riyakar olmayı başarmış bu bilimin/bilmecenin kurallarına daha ne kadar sahip çıkabilirsiniz?